16 Nisan 2008 Çarşamba

YORGUNUM

Bugünlerde bahar yorgunluğunun vücut bulmuş şekliyle dolanıyorum ortalıklarda. Her yıl olur. Ne zaman ki ağaçlar çiçek açar, şairlerin çok sevdiği ifadesiyle dallara su yürür, ben kendimi oradan oraya atmaya başlarım.

Bu yıl daha bir beter bastırdı yorgunluk. Babam daha soğuklar olur, bahar gelmedi diyor ama vücudum bu teze inanacak gibi değil. Ellerimde, kollarımda, bacaklarımda külçe külçe ağırlık, beynimde bir uyuşukluk... Göz pınarlarım yanıyor. Her hareket ettiğimde vücudum hareket etmiyor da biri onu taşıyor gibi, o biri de benim hatta. Akşamlarım nasıl geçiyor, yatağıma nasıl sürünerek gidiyorum, hiç sormayın.



Şimdi yorgun olduğumu öğrendiniz ve bir yazı kotarmanın şu durumda benim için ne kadar zor olabileceğini. Ama geleceğim, merak etmeyin, en kısa zamanda buradayım.



Bir dahaki yazıya kadar hep birlikte düşünelim isterseniz, insan kendine söylediği yalana inanır mı? İnanır da yalan gerçek olur mu? Olmazsa o yalan büyür büyür o hayatı ele geçirir mi? Size bir kolaylık yapıp buradaki yalanı da, yalanları söyleyeyim: “Nereden çıktı bu sapık, hiç haberimiz yoktu, toplumun yüz karası, vahşet, hiç olmazdı bak görüyor musun, bir tane çıktı, o da bu gelini buldu...”



Hadi bir kişi kendine söylediği yalana inanır da, koca bir insanlar topluluğu aynı yalana inanır mı be kardeşim.



Peki biz, hayatımız boyunca gardımızı, etrafımızdaki olası saldırganlara karşı tüm önlemleri, kıyafetimizden sokağa çıktığımız saate kadar düşünüp alarak yaşamaya alışkın biz kadınlar bu yalana inanır mıyız?



İki gözüm eminim biz varız, onlar da!



Hiç yorum yok: